Blog içinde ara

Yükleniyor...

TÖLESLER DİYOR Kİ!

BİLELİM, BİLDİRELİM, BİLGİLENDİRELİM...

18 Ocak 2007 Perşembe

Türkiye`deki Petrol Neden Çıkarılmıyor ?




Türkiye`deki Petrol Neden Çıkarılmıyor ?

Enerji Eski Bakanı İhsan Topaloluyla 1960`lı yıllarda dünyanın bu cografyasında oynanan petrol oyununu ve mücadelesini dile getiriyoruz. Aynı zamanda günümüzle bağlatılarının olup olmadığını sizlere sunuyorum.

Kendilerinden başka kimse Siyonistleri sevmez. Sapkın bir anlayışı din haline getirdiklerinden dolayı. Ancak herkes zekalarını ve gayretlerini takdir eder. Sebat ve sadakatle öylesine bu sapkın davaya hizmet ediyorlar ki; bir avauç adam dünyayı parmağında oynatıyor. Dünyanın birçok yerinde gerçek iktidarlar onlar. Gerçi yıkmak yapmaktan çok kolaydır. Bin usta bir binayı belki bir yılda yapabilir ama bir çocuk dahi bir binayı bir anda yıkabilir. Yaptıkları iş sadece insan kalbindeki ve beynindeki şeytanı açığa çıkarmak. O tahtına oturdu mu, insanı bulabilene aşk olsun...

Kainat açlık ve tokluk dürtülerini kontrol altına alanlar tarafından yönetiliyor. Önce bedeni açlık, sonra kalbi açlık sonra da zihinsel açlık . Oysa nefs denilen duygular – çipi- üç aşamalı bir imtihandan geçip sadece üçüncü de; yani açlık imtihanına dayanamayıp boyun eğmemiş miydi Yoktan Var Edene?! Hal böyle olunca bedeni açlığı doyurma mekanizmalarını ele geçirmekle başlıyor işe şeytansı stratejistler; önce mideyi, sonra kalbi sonra da beyni dolduruyorlar cana can katan bataklık gülleriyle...

Emperyalizmin Truva atlılarına karşı 60’lı yıllar Türkiye petrol mücadelesini araştırırken; konuya kendimce hep bu mistik-felsefik açıdan baktım. Zira dünyadaki oyunlardan ancak en ciddi oyunlardan biriydi bu petrol oyunu. Kim sahip olacak-nasıl sahip olaca; kim işletecek-kimlere rağmen işletecek?.. Tanrısal güç dedikleri paraya bu kara altın üzerinden kim sahip olacak? Sonrası mı Tanrı olmak elbet. İçlerindeki nefis denen mekanizmaya başına gelebilecekleri bilse de bunu isteyebilme yetkisi verilmiş. Ve şimdi onlar Tanrı-lar oldular. Bu derece madde karşısında uşaklaşmış varlıkları karşılarında bulduklarından dolayı da çok da zorlanmadılar..

Ancak birileri hariç; yaptığı iş her ne olursa olsun mesleğini-görevini vatan-milet-namus aşkına “misyon mesleği” haline getirenler de var. İşte Türk Milli Petrol Tarihi sahasında bu misyonu yerine getiren efsane genel müdürle ve aynı zamanda Enerji Eski Bakanı İhsan Topaloğlu’yla 60’lı yıllarda dünyanın bu coğrafyasında oynanan petrol oyununu ve mücadelesini konuştuk; geleceğin Büyük Türkiye’si ve boyunduruğu kıracak ADANMIŞLAR için...
- Türk Petrol tarihinde sizden efsane genel müdürü olarak bahsediliyor... Türkiye petrolleri için bu derece mücadeleye değer mi?..

- Türkiye’nin değil petrolü için bir çalısı için bile bir ömür vermeye değer... Türkiye’de petrol 1940’da MTA tarafından Raman Dağı’nda bulundu. Bu dağlar kilometrelerce uzanan bir petrol rezervine sahiptir. Türkiye’de petrol varlığı Raman Dağı başta olamka üzere diğer bölgelerde de ispatlanınca Türkiye’nin mevcut petrol ihtiyacı da göz önüne alınarak 1954 yılında kabul edilen petrol kanunundan sonra Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kuruldu. MTA Genel müdürlüğünün ardından 9 Mayıs 1960’da TPAO Genel Müd. Atandım. Petrol aramalarında yabancı sermayeye ihtiyaç olduğu açıklandığında gerekçe olarak söylenen şuydu, aramalar için yeterli paramız yok. Bir de teknik eleman yok.

Bu ciddi bir gerekçe miydi?..

- Teknik eleman ihtiyacı eksikliği doğrudur. 1933’te MTA kurulmadan önce yurtdışına birçok eleman gönderilmişti ancak TPAO kurulduğunda sadece 5 tane petrol mühendisi vardı. Genel Müd. olduğumda ilk tespitim bu oldu ve bunun içinde ilk icraatımız teknik eleman yetiştirmek oldu. Diğeri de kaynak bulmak. İlk olarak yurtdışına jeolog, rafinerici, petrol mühendisi olarak yetiştirmek için elemanlar yolladık. Kaynak yaratmak 1961 yılında amacıylada Petro-Kimya Sanayiini kurduk.Batman İskenderun Boru hattı , TÜPRAŞ rafinerisinin kurulması , İzmir Aliağa rafinerisinin temellerinin atılması hep bu kaynak oluşturulmasıyla faaliyete geçirilmişti. Niyetimiz milli petrol şirketimizi uluslararası sahada en iyi yere getirmek , güçlü bir şirket kurarak petrol meselesini kökünden çözmekti. Tam bu faaliyetleri organize edip meyvelerini almaya başlamıştık ki görevden alındım..

- Rahmetli Prof. Dr. Muammer Aksoy’da sizinle beraber mi görevden alındı...

Muammer Aksoy meselesi şudur. Muammer Aksoy’u ben 1943 yılında ben Züric’de okurken oda doktara yapmaya gelmişti orada tanışştık ve sonra dost olduk. 1959 yılında yapılan anlaşmalarla 1961’de Kalteks’le yapılar anlaşmalarla İPRAŞ Rafinerisi kuruldu yüzde 51’i TPAO’nun yüzde 49’u CARTES’in bunun yanıda ATAŞ Rafinerisi kurulmuştu. ATAŞ’taki ortaklar da Shell, Mobil ve BP yanında CARTEKS’ten oluşuyordu. 1962’de ATAŞ Rafinerisi faaliyete geçtiki İpraş’tan birkaç ay sonra. Bunlar petrol ithal ederek çalışacak rafinerilerdi Halbuki Türkiye Petrollerinin Batman’da bir rafinerisi vardı bu rafineri yerli hammadde kullanıyordu. Bu rafinerinin kapasitesi 500 milyon tondu, o zaman için ülkenin ihtiyacı ise 2.5 milyon tondu. 2 milyonluk bir açık olmasına rağmen yine de çıkarılan mevcut petrolü yabancı şirketler yurtdışına ihraç etmemizi istiyorlardı. Aramızda çıkan bu münakaşalar sonrası ben mevzuyu bilen iyi bir hukukçu aradım. Memlekette bu konuyu bilen hukukçuların çoğu yabancı şirketlerin müşavirleriydi. Tam o günlerde ne yapacağımı düşünürken Muammer Aksoy beni ziyarete geldi. Kendisine mevzu problemleri anlatınca verdiği dosyaları incelemek üzere gitti. Ertesi gün haklı olduğumu söyleyerek bu işi vatan meselesi adlettiğinden ücretsiz yapacağını söyledi. Böylelikle de Muammer Aksoy petrol işine girdi.

- Zamanın enerji Bakanı Fethi Çelikbaş’ın bu milli duruşa tepkisi nerelerden kaynaklanıyordu?..

Az evvel bahsettiğim Batman Rafinerisinin kapasitesinin artırılıp yurtdışına petrol ihraç etmesi istendiğinde mevcut tesislerin bunu kaldıramayıp çalışmaların sekteye uğrayacağını raporlayıp Baknlığa müracaat ettik. Petrol Kanunu’nda bir madde vardı; böyle ihtilaflı durumlarda bakarlık bir komiser seçer, tarafları dinleyip inceleme yapar bakanda o rapora göre karar verir. Neticede bakanlık önce bize daha sonra da yabancı şirketlerden yana tavır alarak onların lehinde karar verdi. Bu kararın iptali için Danıştay’a müracaat ettik... 1963’te malımız satılmıyor diye rafineri duracak hale geldi. İş merhum İnönü’ye intikal etti. İnönü’da rafinerinin ürettiği mallar tüketilmeden yurtdışına ithal edilemeyeceğine karar vererek bu dönem için meseleyi halletti.

- Sizin o dönemde başlattığınız milli petrol politikaları sürdürülseydi Türkiye ne aşamada olurdu?..

Sadece yurtiçinde değil yurtdışında da birçok bölgede hatırı sayılır üretimlerimiz olurdu. Zira bizim amacımız TPAO’yu dünyanın en sayılı petrol arama ve üretme şirketi haline getirmekti ki bunu bir anlamda başarmak üzereydik...

- Yurtdışında dediniz TPİC, TPOC gibi kuruluşlarla bu yapılıyor ancak daha ülkemizin rezervleri ciddi manada araştırılmadan yurtdışına çıkmanın bir hedef saptırma olduğu şeklinde ciddi tesbitlerimiz var...

Türkiye’de cepler halinde halen daha bulunabilir ancak Kerkük yatakları gibi bir petrol çıkacağını sanmıyorum, tabi o günkü teknik imkanlarla söylüyorum...

- Tabii sizin zamanınızda sadece oldukça masraflı olan sondaj denilen delme çalışmalarıyla petrol aranabiliyordu. Oysa günümüzde uydular vasıtasıyla radyoskopik optikgözlerle yerin altı denizin altı gibi rahatlıkla görülebiliyor. Ayrıca Shell’in Türkiye’de 20 yıl genel Müd. Yapan Anthony Hage, „Petrol işiyle uğraşan hekes bilirki Türkiye 5000-6000 metre derinlikte bir petrol denizinin üzerinde oturuyor...“

O zamanlar ortalama olarak 3 bin metrelere kadar inebiliyorduk. Haliyle 5000 metreye kadar inebilmeye bizde istiyorduk. Burada size katılıyorum Türkiye’nin jeolojik haritasından dolayı yerin 5 bin 6 bin derinliğine kadar inilmesi gerekir. Tabii Arabistan’ın jeolojik yapısı gibi biz ona şilt gibi diyoruz değildir...

- Bir profesör Türkiye’nin yeraltı yapısı adete sıkılmış bir çamaşır gibidir şeklinde bir benzetme yapıyor...

Bakla düğümü gibi kesik kesiktir. Cepler teşikkül etmiş bazı petroller aşınıp gitmiş. Yani Arabistan’daki petrol tabakaları Türkiye’de yok. Haliyle sizin de söylediğiniz gibi daha derinlerde aramak gerekir. Tabii bu kadar derinlerde bir iki sondaj yapıldı ama kafi gelmedi.

- Halihazırda Türkiye’nin 1 tane 6 bin, 4-5 tanede 5 bin metre civarında kuyusu var, oysa bu rakam ABD, Rusya hatta Tayvan gibi ülkelerde yüzleri buluyor... Hatta Brejnev dahi bir ara Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a Türkiye’nin 5-6 bin metre derinliklerinde petrol tesbit ettiklerini istersek beraber çıkarabileceklerini teklif etmiş...

Tabiki şimdiki imkanlarla yapılamayacak işler yok gibi. Türkiye Petrolleri temelini attığımız çalışmaları devam ettirseydi bugün bunları 40 sene sonra konuşmuyor olacaktık. Türkiye’nin milli tarihiden 40 seneyi almanın vehametini bunun halka yansımalarını gereke ekonomik gerekse eğitim olarak düşünmek bile bir facia!.. Bugün sadece Türkiye’nin içinde ki petrolü konuşmak biryana biz yardımcım Özer Derbil Bey’le beraber İran’ın Azerbaycan sahasında bize petrol kuyuları açma imkanı verirler mi diye. Yani daha o zamandan değilTürkiye yurtdışın dahi sayılı birpetrol şirketi olma planlarımız ve teşebbüslerimiz vardı. Güçlü bir şirket olduğunruz zaman içerde ve dışarda istediğimiz aramayı yapabilirdik. Ama maalesef büyük bir Holdig haline gelecek Türkiye petrollerini dağıttı.

- İGDAŞ, ATAŞ, İPRAŞ gibi kurumlarla birbirinden tutarsız ve ehilsiz kadrolarla milli petrol merkezleri sadece memurin vazifelerin yürütüldüğü yerler hale getirildi...

Evet maalesef buralar sadece akaryakıt dağıtan yerler olarak hizmet ediyor...

- Ben burada meseleyi en başına çekeceğim. Bu 1954’de Amerikalılar tarafından Türkiye’ye sokuşturulan Petrol Kanunundan bahsetmenizi isteyeceğim...

1952’de Demokrat Parti zamanında alınan bir karar neticesinde yabancı şirketlere istedikleri imkanı vermek maksadıyla 1954 yılında ilan edilen bir kanundur. B ukanun çıkarılırken Maksbell adında bir hukukçu bulundu o hukukçunun tertiplediği bir kanundu bu. İlk tasarısı bizim açımızdan o kadar ağırdır ki hemen hemen her karar Türkiye’nin aleyhinedir. En ufak bir ihtilafta dahi Türkiye’nin elini kolunu bağlayacak yasalar mevcuttu. Biz bunun bir kısmını bertaraf edebildik.

- Bu kanunun akabinde sanki bir başka ülkenin topraklarında ortaklık kurulmuiş gibi Sivas ve Erzurum Bölgelerinde niye arama yapamadık?..

Beşinci ve altıncı bölgeler. Urfa ve Antep bölgesinde mesela arama yapamazdık. Memleket bölgelere ayrılarak sadece bu kanundan önce petrol bulunan (Batman gibi) bölgeler aramaya açıldı. Hatta bizim Batman sahalarımızın dahi etrafını Mobil adeta çember altına almıştı.

- Erzurum ve Sivas Bölgelerine yani beşinci ve altıncı bölgelere niye giremedik.


Burası 4. bölgeydi, buraları yedek tuttular o zaman tamamen açmadılar. Petrol bulunursa oralar daha da kıymetleneceğinden planlama yapmadan buralarda petrol arama faaliyetlerine girilemedi.

- Burada bir kez daha ısrar edecem. Yolda taksisine bindiğiniz şoför daha önce Amerikalı şirketlerle petrol aramış, bir süre sonra kuyu kapatıldığından işsiz kalmış. İnşaatçı birisi babadan kalma madenini mevzuattan dolayı kapatmak zorunda kalmış kısaca nalburundan-akademisyenine kadar herkes bu topraklarda petrolün üzerinin niye kapatıldığını biliyor ancak müdhil olamıyor...

Mesele şu petrol aramaları petrol dairesi ekiphleri tarafından kontrol edilir. Petrol Mühendisi veya teknikeri böllgeye gider raporunu verir, ancak bunu gerçekleştiremediler. Mesele Batı Raman Petrolünü biz 1961 yılında keşfettik. Batı Raman’ın Doğu’su bizde Batı’sı Mobil tarafından sondajlandı. Daha sonra 12 gırabiteli ağır petrol haliyle ekonomik değil diye işletmek istemediler. Onlar daha çok bol karlı rezervlere ilgi duyuyorlar. Burada bazı yerlerin üzeri kapatılırken bazılarının da kendilerine göre çok karlı olmamasından dolayıda işletilmediği de oluyor. Ancak şunu itiraf etmek gerekir ki, bu şirketleri kontrol edemiyorduk, söylenenler ne derece gerçek bugunkü imkanlarla çok daha iyi anlaşılabilir...

- Elimizde yok dedikleri yerlerle ilgili dökümanlar ve fotoğraflar var. Ayrıca gazetelere televizyonlara yansımış binlerce haber de var. En önemlisi bu bölgelere uzman ve gazetecilerle gidilip mesele yerinde araştırılmıyor. Devlet televizyonları verdiğimiz tekliflere dahi kaale almıyorlar. Isparta Eğirdir’de 63 yıldır bu konuda aşındırmamış kapı bırakmamış Özhan Yiğitbaşı adında bir adamcağız vardı...

Bu sahalarla ilgili birkaç yıl evvel bir dostum beni arayıp bu konuda müsbet bir durumdan bahsetti hatta Batı’da İzmir Bölgesi’nde ciddi bir bölge var dedi, ancak bir daha arkası gelmedi, haliyle bilemiyorum kendi zamanımdan bu yana o kadar yıl geçti ki son gelişmelerden haberim yok...

- Her halinizden ciddi bir küskünlük yaşadığınız belli oluyor. Niye sizinle başlayan milli petrol politikasına hükümetler bir türlü destek vermedi -sanki bu konulara bulaşmayacaklarına yemin vermiş de iktidar olabilmişle gibi (!)- benim asıl öğrenmek istediğim mevzuu bu...

Benim bulunduğum dönemde İsmet Paşa gibi bir devlet adamı vardı. O devlet adamı olmasaydı kendi hükümetinde dahi beni daha 1963 yılında Enerji Bakanı Fethi Çelikbaş görevden alacaktı.

- TPAO’nun başında kaç yıl görev yapabildiniz...
9 mayıs 1960’dan, 25 Aralık 1965’e kadar. 5 yıl 8 ay.
- Sizi görevden alan AP hükümeti oldu...
EVET...
- Akabinde neler oldu?
1966’da Milletvekili olarak seçildim. Mücadelemi meclis çatısı altında sürdürdüm. Halk Partisi adına bu konuyla ilgili olarak 7 defa görüşme yaptım. Tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz gibi petrollerimizün de çok önemli milli değerler olduğunu ve devletin kontrolünde değerlendirmeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım. Daha siyaset oyunlarıyla da siyaset dışında kaldık. Muammer Aksoy’la birlikte çok mücadeleler verdik ama büyük şirketler galip geldi. Bu arada bir hatıramı anlatayım. Biz bu mücadeleleri verdiğimiz sırada Amerikan büyükelçiliğinin bir kokteyline davet ediliyoruz. Burada Amerika’nın petrol politikaları takip eden iki adamdan biri olan zat, beni görünce Mösye Rockefeller’de gelmiş dedi. Ben de bunun üzerine Hayır rockefeller değil ama Enrico Mete diyebirsin dedim. Bunu şunun için söyledim bu adam İtalya’da AGİP denen dağıtım şirketini özelleştirmek amacıyla getiriyorlar fakat bu kararın milli olmadığını görüyor ENİ adlı bir şirket kuruyor. ENİ o meşhur 7 Kızkardeş denen petrol şirketleri kadar büyük bir şirket haline geliyor. Maalesef bu adam daha sonra bir uçak kazasında ölüyor.
- Bu meçhul ölümleri Türkiye’den de pek iyi biliyoruz...
Petrol tarihine bakarsanız İskoçya’da bir toplantı oluyor. İngilizce okunduğu gibi söylüyorum bu anlaşmanın adı AŞNAKARİ anlaşmasıdır. Biliyor musunuz bu toplantıyı...
- Henüz değil...
-Bu toplantıda alınan kararlarla dünya petrol sahalarınıo ülke ricalini olduğu gibi halklarını da hiçe sayarak aralarında paylaşırlar. Toplantınan net ve kesin şu karar çıkar ve tatbik edilir; milli şirketler kesinlikle yaşatılmayacak.Eğer güçleri yetmezse dağıtmaya bu defa ortak olunacak.Bu paylaşımın bize düşen taksimatı gereği uzun yıllar Türkiye’ye BP, SHEL, MOBİL (O zamanki adı STANDART OİL COMPANY) dışında petrol şirketi gelmez. Avrupayı’da böyle aralarında paylaşmışlardır. Ayrıca bu anlaşmada o kadar enterasan bir madde vardır ki, eğer bu şirketlerden biri zarar ederse bu şirketin zararı hemen karşılanıp ayakta kalması sağlanacaktır.
- Şimdi burada mütthiş bir madde var. Milli şirketler yaşatılmayacak, başarılamazsa ortak olunarak kontrol altına alınıp dağıtılacak veya atıl duruma getirilecek vs. Peki bunu da yapamadıklarına milli düşüncenin aksinde ihtilaller mi yapılacak?.. İran’da Musaddık rejimini yıktıkları gibi.
-İran’da Musaddık rejimi yıkıldı, Güney Amerika’da darbe üstüne darbe oldu.
- Türkiye’de Prof. Dr. Muammer Aksoy, Raif Karadağ, Altan Duransoy gibi bu meseleyi gündeme getiren insanlarda halkın bilmediği ancak “ciddi kaynakların” bildiği suikastlere kurban gitti...
-Bu konuda her türlü faaliyeti göstermişlerdir. Bu konuda İran en güzel örnektir...
- Haliyle sizin görevden alınmanızı da -bir takım işbirlikçilerle (!)- onlar yaptılar...
-Beni kolay hallettiler. Adalet Partisi’nin hükümete gelmesiyle 5 genel Müdür’de görevden alındı.
- Konuyu tekrar ABD menşeli 1954’teki Petrol Yasasına getereceğim. Ruhsat mevzusunda da ciddi bir –kazık- yemişiz. Petrol bulunan bölgelerde 8 Ruhsatın dışında ruhsat alamıyorduk..
-Onlarda alamıyorlardı ama minareyi çalan kılıfına uydurmayı tabi ki düşünmüştü. Başka şirketmiş gibi yan şirketler kurarak ruhsat sayılarını artırıyorlardı. Oysa biz bu sahada tekiz, tek olduğumuz gibi herşeyimiz açık.
- Bir de şöyle bir hinlikleri var. Ruhsatı alırken şart olan 2 yıllık süre içersinde arama miadının dolmasına yakın ruhsatlarını bir başka şirkete (aslında yan kuruluşlarına) devrettikleri. Böylelikle de bu yerleri sürekli olarak bu günde konuştuğumuz gibi sürekli atıl bırakıyorlar. Var mıydı yok muydu muhabbeti de buradan kaynaklanıyor...
-Bu doğrudur, yapılabiliniyor...
- Hatta gecikme olduğunda cezanın 40 dolar gibi çocuklara verilen bir harçlık miktarı olduğundan bahsediliyor?..
Şu anda bu durumu bilemiyorum..
- Sizin döneminizde en son kaç metreye kadar inmiştiniz...
5000 bine kadar indiğimiz kuyu vardı. Hazro bölgesinde.
- Özellikle Mardin’deki Kireç taşlarının, Doğu Anadolu’daki bazaltların altına niye hiç girilmedi? Bilinen bir çok ayrıntı var. Buna rağmen niye UYUTULUYORUZ?!
Ben hiç uyumadım...
- (Gülüşmeler) Hocam o yüzden yanınızdayım. Uykudakiler kalktıkları zaman onlarla da görüşmek isterim...
Efendim sondaj makinalarını artırdık buna rağmen sondaj giderlerini azalttık Örneğin bir kuyu tesbit edildiğinde oraya sondaj makinalarının kurulması dahi bir ayı bulurdu. Biz bunu bir haftaya düşürmüştük. Yurtdışına eğitilmeleri için 45 tane birbirinden değerli gençler gönderdik. Bu gençler o kadar idealistiler ki birbirlerini denetlerdiler. Bu gün o gençleri araştırın bakalım kaçı yetiştirdikleri sahalarda TPAO için çalışabiliyor...

- Bakanlığınız zamanında ilk icraatınız ne oldu?.. - Bir ara Adıyaman Bölgesinde petrol bulundu. Fakat nedense burada bir çalışma yapmak yerine İskenderun Körfezinde denizde yapıldı. Oysa petrol bulununca oraya hücum edilir. Beni bakan yaptıklarında ilk işim o Adıyamandaki petrol sahasını yeniden tesbit etmek oldu. Son yıllarda en çok petrol o bölgeden çıkarıldı. Bakan olmadan evvel Başbakan Nihat Erim’e kelime kelime yazdırarak ilk icraatımın Türkiye’nin petrollerinin millileştirilmesi olacağını bu konuda adeta bir seferberlik başlatacağımı söyledim. Ancak 6 aydan sonra bu sözlerde sapma oldu ve yavaş yavaş gevşemeye başladılar. Neticede üzülerek de olsa istifa ettim. Diğer taraftan bizi oraya getiren kumandanlarda yavaş yavaş çekilmeye başlayınca iyice sahipsiz kaldım ve çekilmekten başka çare kalmadı.

Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder